hic evlenmemeyi dusunen insan

sağlıklı düşünemeyen insandır. bazen (kaderin bir oyunu olarak) bazı insanlar o kadar ağır kazıklar yer ve o kadar sefil o kadar aşağılık hadiselerle imtihan olunur ki herşeyden soğurlar. tutunacak bir dal bulamazlar. böylesi insanları kınamak da insanı korkutur. herkesin başına gelebilecek vahim bir olaydır çünkü.

sevgilisinin patronuyla çatır çatır seviştiğini keşfeden bir adamın halini düşünün. en yakın arkadaşıyla boynuzlanan saf bir delikanlıyı.çok da karmaşık senaryolar değil aslında... hayat acımasız sadece. karşına doğru insanlar çıkmadı ise ve kimseye güvenemez oldunsa hiç evlenmemeyi düşünen bir adam olarak yargılanabilir ve kimilerince suçlu bulunabilirsin ama yeryüzünde milyarlarca mutlu ilişki ve sadakatli çift olduğunu ve bir şerefsizin yüzünden hayata küsmeye gerek olmadığını da bilmelisin. aramaya devam etmelisin sadece. deve kuşu gibi başını topraga sokmak ve sorunun içine daha da gömülmek çözüm değil. kafanı dışarı çıkarıp bir nefes almalısın.

çaresiz bir duruma düştüğünde öğüt veren çok olur. düşmeden kimse birşey söylemez. olay son bulduğunda herkes herşeyi biliyor kesilir. kimse çıkış yolunu göstermez ama aslında çıkış gözünün önündedir. etraftan gelen bazı seslere de kulağını tıkamalısın. bu kadar basit. kendi ışığınla bulursun yolunu. seni mutlu eden nedir ona yönelmelisin sadece.

erkeklerde yaş 30'a yaklaştı mı anneler için tehlike sinyalleri çalmaya başlar. kırmızı alarm durumudur. o yaşa kadar s..kilmedik bir kulak arkası kalmıştır aslında. hezimetle sonuçlanan birkaç ilişki... kırık dökük bir kalp... kendini toplamaya çalışan sancılı bir ruh "yeni bir ilişkiye hazır değilim" diye bağırıyordur. ama anne bunu bilmez. besile teyzenin kızı eczacı bilmemkim, meymune yengenin avukat kızı... türlü türlü adaylar çıkarır karşına anne. bunları elinin tersiyle iterken ben evlenmeyecem diye sayıklamaya başlarsın işte ben evlenmeyecemin anlamı da o zaman daha belirgin olur. beni rahat bırakın demektir o.... rahat bırakın beni.

ben de vaktinde çok dedim rahat bırakın beni...

şimdi mutlu bir yuvam var. bir oğlum ve beni çok seven bir eşim var. bir iki şerefsizin yaptıklarından dolayı inancımı yitirseydim şimdi yanlız ve kendi köşesine çekilmiş orada çürüyen biri olacaktım. peki onlar şu anda ne durumdalar onu bilmek istermisiniz? antin kuntin adamlarla gezip ömürlerini çürütüyorlar hala. ömürlerinden ömür gidiyor, yaşlanıyorlar. vakitleri doluyor. farkında değiller. yazık... acıyorum onlara sadece. allah ıslah etsin diyorum. çocuğumu kucağıma alınca ise degil onları, bütün dünyayı unutuyorum. hiç evlenmemek mi? bütün yaşadığım acıların, yediğim kazıkların bin misli olsa, evladımın boklu bezine değişmezdim. hiç evlenmemeyi düşünen arkadaşa duyurulur. böyle bir tarafı da var meselenin. iyi düşün...

cep telefonu olmayan insan

ya işi gücü olmayan bir insandır ya da anormal bir insandır.

cep telefonu taşımama fikri ilk başta gayet sıradışı ve havalı bir hareket gibi gelebilir. bazen çıktığımız kısa süreli bir tatilde telefonumuzu kasıtlı olarak evde bırakıp kendimizi çok rahat hissedebiliriz ama maalesef kaderimiz bu namussuz aletten biz ne kadar istersek isteyelim ayrılamaz.

misal vergi dairesinde işin var, iş yerinden aceleyle çıktın patrona bir şeyi sormayı unuttun şimdi gittiğin yerde mal gibi ankesörlü telefon ara emi. tersi bir durum olsa mesela, patron sana bir şey sormak istiyorsa ve senin üzerinde cep telefonun yoksa durum daha da kötü. gideceğin yere en az 2 defa giderek halledeceksin işini. üstüne üstlük yediğin fırçalar da cabası. işin sonu da zaten kabak gibi bellidir.

- niye telefon taşımıyorsun filanca?
+ cep telefonu özgürlüğümü kısıtlıyor falanca bey.
- o zaman biz de seni özgür bırakalım. muhasebeye uğra da hesabını görsünler.

eskiden manita yapardık mektepte. filan yerde falan saatte buluşalım diye sözleşirdik kızla. bazen ekilme durumları da yaşanırdı. öyle mal gibi beklerdik parkın ortasında, pastanede, meydanda. saçlar jöleli falan. haddinden fazla bir özenle hazırlanılmış. kıyafet jilet gibi ütülü. sünnet çocuğu gibi. böyle bir tedirgin tedirgin etrafı süzmeler . her an gelebilir. uzaktan birini ona benzetirsin heyecanlanırsın. öyle mal bir durumdu işte. yaşı tutan arkadaşlar hatırlarlar bu söylediklerimi. hah! onu diyorum işte! bir daha aynı mallığa niye düşsün gözünü sevdiğimin insanlığı? düşmesin bence. iyidir cep telefonu.

bir de o kemerinin üstünde çağrı cihazı taşıyan amcalar vardı. onu görmeyen arkadaşlara sesleniyorum. siz kemerin üstünde cep telefonu taşımanın kıroluk olduğunu mu düşünüyorsunuz? peheeey! peeeey! siz bir şey görmemişsiniz.

berbat sesiyle bagira cagira sarki soyleyen kisi

azerice bir rap parçası vardı bu konuda. sözleri yamulmuyorsam şöyleydi :

"men demirem okuma, get oku. hamamda (banyoda) sen öl (vallahi) eko var orada"

msn patlatmayi sozluklere saldirmayi hackerlik sanan gerzek

homo erectus denen yaratığın insan evriminin bir aşaması olduğunu savunurlar hep. ben buna inanmıyorum. bence bu tür içimizde yaşayan ve bize benzeyen ama aslında insan olmayan bir yaratıktır ve nesli de sanıldığı gibi tükenmemiştir.

bu gerzek yaratıkları çok iyi tanıma fırsatı bulduğum için haklarında sahip olduğum bilgileri sizinle paylaşmak istiyorum.

bunlar öğrendikleri her türlü bilgiyi kendi çıkarlarına kullanma amacı güden, egoist, başkalarıın fikirlerine ya da haklarına hiç saygı duymayan, ezik büyümüş ( daha doğrusu büyüyememiş) hasta ruhlu insanlardır. bir dil öğrenseler, ilk küfürleri öğrenirler. internetten, herhangi bir sosyal gruptan vs ortamlardan ilk beklentileri karı kızdır. nasıl eşşek anırırken ortamdaki her sesi bastırır ise bunlar da aynı şekilde kendi söyledikleri haricinde hiç bir sesi işitemezler. zorbalığı kendilerinde bir hak olarak görmek çok hafiftir onlar için. onlar bununla övünürler. damarlarında kan değil pislik aktığı şüphesini de beraberinde getirir bu. insan olan hatasından utanır çünkü... ayıbını herkese göstermek ise terbiyesizlere mahsustur.

msn patlatmayı sözlüklere saldırmayı hackerlik sanan gerzekler de bu familyadandırlar işte. allah ıslah etsin diyorum ve ona havale ediyorum.

tanım: bildiğin gerizekalıdır.

camideki hacilarin sohbetleri

bunlar dış görünüşte sakallı tonton dedelerdir ama çok da yere bakan yürek yakandırlar. bir birlerini kızdırmak ve şakalaşmak en büyük eğlenceleridir. genç yaşta namaz kılanları çok sever ve takdir ederler. hemen aralarına karışıp sohbetlerine dahil olabilirsiniz. inanılmaz cana yakındırlar. özellikle ramazanlarda full kadro camide olurlar. akşam namazını camide kılar iseniz iftarda gün yüzü görmedik espriler ve çok hoş hayat tecrübeleriyle dolu sohbetler sizi bekliyordur. şiddetle tavsiye edilir.

erkekfatma nin yazarligi birakmasi

"meydan"ı baldırı çıplaklara kolayca bırakması demek olur ki; hiç sanmıyorum. öyle kolay değil...

not: hadi bakalım gocunanlar eksilesin. boks.

allah in mekandan munezzeh olmasi

bazen (cehaletten kaynaklanarak) görmezden gelinen hadisedir. bu yanılsama (mahfezallah) şirktir.

toplum arasında alışılagelmiş belli cümleler var. bazen masumane bunları kullanıp manaları üzerinde düşünmeden sarf edenlere rastlıyoruz ama aslında bunlar çok tehlikeli cümlelerdir. misal: " ne işin var lan ümraniyenin filan yerinde. allahın bilmem ne ettiği yerde" ya da " adama bak allahın unuttuğu yerde dükkan açmış" gibi cümleler içerisinde katıksız şirk barındıran cümlelerdir.

oysaki şu anda yazı yazdığınız klavyenin içinde biriken kirlerde, masanızın üstünde, içtiğiniz çayın bardağında, dışarıda, yerin altında, yerin üstünde her an her saniye sayısız canlı yaratılmakta, sayısız canlı ölmekte ve inanılmaz bir sanat gösterisi başvermektedir. her yerde ve her an cenabı hak yaratma işlemini sürdürmektedir. en küçük bir atom çekirdeginin hareketinden tut koca kainata kadar herşey de hareket halindedir. hepsi onun emriyle dönmekte ve bir saatin kusursuz çarkları gibi aksamadan işlemektedirler. hepsi de aynı şeyi anlatmaktadırlar. cenabı hak azimdir, kerimdir, gücü herşeye yetendir. o zaman ve mekandan müzzehtir.

tanri bizi oldugumuz gibi mi seviyor

rahman olarak bu dünyada hepimizi, rahim olarak sadece emirlerini dinleyenleri sever. evet, ateisti de sever. kızmasına rağmen sever. nereden mi biliyorum? sevmese rezzak simiyle onu rızıklandırmaz, şafi ismiyle onu şifalandırmazdı. ancak bu sevgi o kimsenin nefesini vereceği son noktaya kadar olan seçim şansıyla alakadar ve sadece o noktaya kadardır.

yani kısaca şöyle diyebiliriz: o elbetteki şefkati sonsuz olandır. hepimizi sever ancak içimizden onu seven, emirlerini dinleyen ve onun sevgisini kaybetmekten korkanları daha çok sever ve yalnızca onları mükafatlandırır.

olduğu gibi sevme kavramına gelince. düşünün ki ayaklarınız kokuyor ve karınız şikayetçi olduğunda ona dönerek: " beni olduğum gibi sev" diyorsunuz. halbuki gidip ayaklarınızı güzelce yıkayıp bir mantar kremi sürseydiniz o ayaklar öyle kokmayacaktı. allah katında olduğu gibi sevme kavramı biraz daha farklı. o insanların fıtratından gelen özelliklere göre yani, kekeme olması, kısa boylu olması v.s. insanları ayırmadan sever. zaten kendi öyle yaratmıştır çünkü. bu olduğu gibi sevmektir. ama insanların içki içiyor olması, sekse düşkün olması gibi cenabı hakkın hoşuna gitmeyen bazı haysiyetlerin sahibi olmaları tamamen kendi sorumsuzluklarından kaynaklandığından bunu olduğu gibi sevme kavramının içine dahil edemeyiz. çünkü allah, rahman ve rahimdir. kimi seveceğini de iyi bilir.

turk usulu tamir

maegeri yada chudan tsuki gibi farklı metodlara dayanan tamir türüdür. telle bağlamak, bantlamak, çalışmayan kısmı iptal etmek gibi alternatif metodlar da mevcuttur.

edit: ukde sahibi erkekfatma.

ateiste kufretmek

yanlış harekettir. adamı dinden imandan iyice soğutur.

iman çok büyük bir nimet. düşünün ki mahfez allah siz bu nimetten mahrum kaldınız. herhangi bir dini eğitim almamış bir insansınız. bir müddet geçip yaşınız kemale erdiğinde merak edip din ile ilgili bazı kaynakları açıp okumaya başladınız. rastgele seçtiğiniz ve islamı anlatan kaynakları yeterli bulmayıp ( ya da islamla ilgili bazı noktaları anlayamayıp) ateizmi mantıklı buldunuz, halbuki tanrının varlığını kabul etmeyi isterdiniz ancak karşınıza çıkan kaynaklar size tatminkar gelmedi ya da daha da kötüsü islamiyeti avam tabakası sayılabilecek seviyedeki eş dosttan dinlediniz ve "öehh" diye tepki vererek geri döndünüz. hasbel kader ateist oldunuz ve bu halde terki diyar eyliyor dünyadan göçüyorsunuz. şimdi siz cehenneme gideceksiniz de sizi öcü gibi korkutan yobazlar, sırf kafanızın içinde bazı şüpheler var diye sizi "orospu çocuğu" ilan eden (sözde müslüman) avam tabakası, islamdan çok onun bunun çıkarlarına hizmet eden (sözde) din kitaplarının yazarları cennete mi gidecekler?

hiç sanmıyorum...

biz hep islamın insana sıradışı bir ahlakı kazandırdığını, bunun peygamberi ekremin s.a.a. öğretisinin güzel bir meyvesi olduğunu savunmaya ve anlatmaya çalışırken bırak küfür etmeyi, insanları nasıl tenkit edebiliriz? bizim vazifemiz sadece ve sadece emri bil maruf ve nehyi anil münker yani doğru olanı anlatmaktır. bu anlatmak ise sadece şifahi usulde değil, amel iledir aynı zamanda. hatta en büyük ve en tesirli nasihat de ameldir. yoksa dil çok şeyi söyleyebilir ama hayata geçirmek bambaşka birşeydir. cenabı hakkın emrettiklerine amel ettin mi? yoksa sadece dilin mi söyledi bunları? senin amelini görmeyen adam senin dinine nasıl inansın be adam? o islam dinini kabul etmeyen ve senin aşağıladığın adam eğer senin dinine girse, senin farkında olmadan ettiğin şirklerin hiçbirini etmez ve senden de daha güzel müslüman olurdu. sen ne hakla onu tenkit ediyorsun? doğrusunu anlatıp, kalbini yumuşatmak varken onu daha da derin uçurumlara atıyorsun? vicdansız !!!

taklit ile inanan cahil kesimin ateistlerin üzerine yürüme sevdasının da hastasıyım. ey cahil arkadaş ! adamı alıp yerden yere vurmakla ne kazanacaksın peki? ne ilmin var ki onunla hidayete vesile olasın? senin o ahmak başını secdeye koymanı sağlayan ailene yat kalk bin defa dua et ! yoksa bu idrakla sen putperest bile olamazdın. işin içinden çıkamayınca küfreder ve meselenin orta yerine adeta pislersin. senin pisliğini temizlemek de bizlere kalır.

allah rahmandır. bu dünyada bütün kullarını gözetendir. tövbe kapısı da sonuna kadar açık. bunu erhamürrahimin allah c.c. kendisi söylüyor. biz doğru olanı anlatalım, isteyen dinler ölçüp tartar ve kabul eder. tabi ki de hidayeti veren allahtır. biz kimseye hidayet veremeyiz. ancak vesile olabiliriz.

hz. isa ya alenen kufur edilebilen sozluk

herşeye kadir olan allah, isa a.s. ı annesi meryem a.s. ın karnında yaratmış ki biz ders alalım ve derk eyleyelim. bunun içinde deryalar gibi hikmetler var.

sahi neden allah isa a.s. ı özel olarak yarattı? yani, yeni bir insan yaratma ihtiyacı neden doğmuştu?

bu sorunun cevabını kuran açık bir şekilde veriyor:

"de ki: insanları sağlamlaştırmak ve müslümanlara yol gösterici ve müjde olmak üzere onu ruhul kudus (cebrail) rabbinden hak ve hikmet gereğine indirdi"

(nahl 16/102)

isa a.s. özel bir peygamberdi. (kesinlikle peygamberleri mukayese etmiyoruz yanlış anlaşılmasın) o insanlığın inkişafının bir sembolüydü adeta. ilk modern insandı o. insanlığın varacağı son noktanın ilk temsilcisi. bir devri kapayıp bir devri açtı onun dünyaya teşrifi. selam olsun ona ve allahın bütün peygamberlerine. o müslümanlara bir yol göstericiydi. onun öğretisi mekan hazırladı islamiyetin gelişine. kendisinden sonra gelecek ahmedin s.a.v. (habibullahın) yerini hazırladı o ve onun müjdesini verdi.

pek tabiki cenabı hakkın onu anne karnında yaratmasının daha nice büyük hikmetleri de vardır ve biz bunların hepsini kavramaya muktedir değiliz.
bunu ne kadar izah etmeye çalışsak da bazı noktalarda eksik kalırız. üstelik en güzel izah cenabı haktan gelmiş nahl suresinde. bize düşen ise cahilin yanında bir kitap kadar sessiz kalmak. ne anlatsan da birşey anlayamayacak zaten.

ruyanizda hic bu adami gordunuz mu

resmi incelediğimizde bazı sıradışı özelliklerin ön plana çıktığını görüyoruz.

büyük bir ağız,
kepçe kulaklar,
kalın kaşlar,
ortadan açılııp kelleşmeye yüz tutmuş saçlar,
kalkık ve delikleri görünen bir burun.

bütün bu özellikler, bir insanın yüzünün hafızamıza daha kolay kazınmasını sağlayan özelliklere birer örnek bence. ben de sıradışı özelliklere sahip bir robot resim çizebilirim. aşırı küçük bir ağız, neredeyse kaşlarla birleşecek derecede sık ve alnı kapatan saçlar, bitişik kaşlar v.s. öğeleri birleştirerek size tanıdık gelecek bir sima çizebilirim ancak bu, sadece bilinç altınızın size oynadığı bir oyun olacaktır. bu bir çok farklı insanın yüzlerindeki ( size garip gelen) bazı farklılıkların birleşiminden oluşan bir profildir. ve insanın da rüyasında kendi kusurlarını eleştirirken karşısına "kusurlu bir yüze sahip bir adam" ın çıkması gayet normaldir.

bu da kabaadamın teorisi. lütfen kayıtlara geçsin.

serdar ortac sarkilarini sarhos olmadan dinleyememek

insan zihni ayık kafayla o kadar saçmalığı kaldirmaz. yine de bilinç altına nufuz etme tehlikesi nedeniyle uyku halinde bile dinlenmesi tehlikelidir bence. yani ne boşu boşuna harama gir, ne de zihnini bulandır. dinlemeyiver gitsin. en temizi.

vafaka sin tabaka

"vafaka şin tabaka" (şin tabaka'yı buldu). "tencere yuvarlanmış kapağını bulmuş" sözüyle yakın anlamlı bir sözdür.

hikayesi ise biharül envarda şöyle anlatılır:

arapların en zeki ve akıllılarından şin isminde bir adam vardı. bir gün şöyle dedi: “allah’a andolsun ki, kendim gibi zeki ve akıllı bir kadın bulup onunla evlene dek durmadan dünyayı gezip dolaşacağım.”

şin bu düşünceyle seyahate çıktı. seferlerinin birinde bir adama: “nere gidiyorsun?” diye sordu.

o adam da cevabında: “falan köye” dedi.

şin, o adamın da kendisinin gideceği köye gitmek istediğini öğrenince onunla yol arkadaşı oldu. şin, yolda giderlerken yol arkadaşına şöyle dedi: “sen mi beni taşıyacaksın yoksa ben mi seni taşıyacağım?”

yol arkadaşı: “ey cahil! her ikimizin de bineği vardır, nasıl birbirimizi taşıyalım?”

şin susup bir şey söylemedi. kendi yollarına devam edip o köye yaklaştıklarında, şin, biçilmek üzere olan bir ziraat görünce şöyle dedi: “bu tarlanın sahibi o ziraatı yemiş mi yoksa yememiş mi?”

yol arkadaşı: “ey cahil! görüyorsun ki bu ziraatın biçilme zamanı yeni yetişmiştir, bununla birlikte tarla sahibinin onu yiyip yemediğini mi soruyorsun?”

şin yine susup bir şey söylemedi. nihayet köye vardılar. köye girince bir cenazeyle karşılaştılar.

şin: “bu cenaze diri midir yoksa ölü müdür?”

yol arkadaşı: “ben şimdiye kadar senin gibi cahil ve aptal bir kimse görmedim. zira cenazeyi gördüğün halde yine onun ölüp ölmediğini soruyorsun!”

şin bu defa da susup bir şey söylemedi. yol arkadaşından ayrılmak istediğinde, yol arkadaşı onun ayrılmasına mani olarak onu ısrarla kendisiyle birlikte evine görürdü.

bu adamın tabaka isminde bir kızı vardı. bu kız, babasından misafirin kim olduğunu sordu.

babası cevabında şöyle dedi:

“onunla yolda tanışıp arkadaş oldum, çok cahil ve bilgisiz birisidir.”

daha sonra onunla kendi arasında geçen sözleri kızına anlattı.

kızı şöyle dedi: “onun; “sen mi beni taşıyacaksın yoksa ben mi seni taşıyacağım” sözünden maksadı şudur ki, acaba sen mi bana öykü söyleyeceksin, yoksa ben mi sana öykü söyleyeyim?

onun; “tarla sahibi bu ziraatı yemiş mi yoksa yememiş mi?” sözünden maksadı da şudur ki; acaba tarla sahibi o ziraatı satıp parasını yemiş mi yoksa satmamış mı?

onun cenaze hakkındaki sözünden maksadı da şudur ki; acaba o ölen şahısın çocuğu var mı ki onun hatırına onun ismi anılsın, yoksa böyle bir evladı yok mu?

babası kızının yanından ayrılıp yol arkadaşı olan şin’in yanına geldiğinde, onunla biraz konuştuktan sonra şöyle dedi: “aziz konuk! yolda bana sorduğun şeyleri sana açıklayayım mı?”

şin: “evet” dedi.

yol arkadaşı, onun sorduğu soruları güzel bir şekilde izah etti.

şin onun bu izahını görünce şöyle dedi: “bu sözler senin sözün ve senin düşüncenin ürünü değildir. söyle bakalım, bu sözleri kim sana öğretti?”

yol arkadaşı: “doğrusu, kızım bunları bana öğretti” dedi.

şin, onun akıllı ve zeki bir kızı olduğunu anlayınca, onu babasından istedi. kızın babası da muvafakat ederek kızı tabaka’yı ona nikahladı. şin, kendi eşiyle birlikte akrabalarının yanına döndüğünde, akrabaları onu eşiyle birlikte görünce; “vafaka şin tabaka” (şin tabaka’ya rast geldi) dediler. bu cümle araplar arasında yaygın bir misal oldu. kim biriyle denk ve uyum içerisinde olsaydı, bu söz söylenirdi.

kaynak: biharül envar c. 23, s. 227

ebu hureyre nin yalanlari

“tüm kara köpekleri öldürünüz.

çünkü onlar şeytandır.”

kaynak: hanbeli 4/85,5/54

bazen "acaba haksızlık mı ediyorum. yoksa bu hadislerin batınında başka manalar var da ben mi kavrayamıyorum" diye düşünüyorum kendi kendime. yanılmış olma ihtimalini hep bir cebimde tutuyorum. her ne kadar allahın bana verdiği mantık ve vicdan terazilerine güvenim olsa da onları ayrı bir mekanizmayla denetleme ihtiyacı hissediyorum. ehli sünnet arkadaşlarımın bu konuda verecekleri cevaplara da saygım şüphesiz çok büyük. çok şükür allaha ki, her defasında yanılmadığımı / yanılmadığımızı yani hak yolda olduğumuzu görüyorum.


www.islam-tr.net sitesinde abdulhak nickiyle yazan bir arkadaşın bu hadise bir cevabı olmuş beraber okuyalım:


----- spoiler -----
içinde köpek ve resim olan eve melek girmez (buhari, libas 87:1).


bilmiyorum evinde köpek ve resim bulunduruyormusun ama sen bu onlarca sahih hadisleri sırf körü körüne aklınca çöpe atarak rasulullahın şefaatine mi mazhar olacağını umuyorsun?
hangi hadisi şerifi araştırdın da bulamadın hemen eklenen hadislere tümden çöpe at diyebiliyorsun ?
kendine gel !

muslim, ebu talha’dan rasulullah (s.a.v.) şöyle derken işittiğini rivayet etti:

لاتَدْخُلُالْمَلائِكَةُبَيْتًافِيهِكَلْبٌوَلاصُ ورَةٌ

“içerisindebir köpek ve suret olan bir eve melek girmez.”


- buhari ve muslim, aişe hadisinden şöyle dediğini ortaya koydular:
“rasulullah (s.a.v.) bana geldiğinde, bana ait olan kapı girişini içerisinde resim olan bir çeşit nakışlı kumaş ile örtmüştüm. rasul (s.a.v.) onu görünce, yüz rengi kızararak onu çekip yırttı. şöyle dedi:

يَاعَائِشَةُأَشَدُّالنَّاسِعَذَابًا عِنْدَ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الَّذِينَ يُضَاهُونَ بِخَلْقِ اللَّهِ

“ey aişe, kıyamet günü azap bakımından en zor durumda olanlar, yaratmakta allah’a benzer olmaya çalışanlardır.”


- ahmed, ebu hureyre’den rasulullah (s.a.v.)’in şöyle dediğini rivayet etti:

أَتَانِي جِبْرِيلُ عَلَيْهِ السَّلام فَقَالَ إِنِّي كُنْتُ أَتَيْتُكَ اللَّيْلَةَ فَلَمْ يَمْنَعْنِي أَنْ أَدْخُلَ عَلَيْكَ الْبَيْتَ الَّذِي أَنْتَ فِيهِ إِلا أَنَّهُ كَانَ فِي الْبَيْتِ تِمْثَالُ رَجُلٍ وَكَانَ فِي الْبَيْتِ قِرَامُ سِتْرٍ فِيهِ تَمَاثِيلُ فَمُرْ بِرَأْسِ التِّمْثَالِ يُقْطَعْ فَيُصَيَّرَ كَهَيْئَةِ الشَّجَرَةِ وَمُرْ بِالسِّتْرِ يُقْطَعْ فَيُجْعَلَ مِنْهُ وِسَادَتَانِ تُوطَآَنِ وَمُرْ بِالْكَلْبِ فَيُخْرَجَ فَفَعَلَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّه عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
"bana cibril (a.s) gelip şöyle dedi:
ben sana gece geldim. zira içerisinde senin olduğun evde sana gelmeme engel olan bir şey yoktu. ancak evde bir adam heykeli olduğunda, içerisinde resimler olan nakışlı örtüler olduğunda, köpek olduğunda mustesna.”
sonra rasul (s.a.v.) bir heykel ile karşılaştığında onu parçalıyor, o da ağaç şekli alıyordu.
----- spoiler -----

arkadaşımız burada belli hadisleri örnek göstererek söz konusu hadisin geçerli bir hadis olduğunu savunmak istemiş. kendisine saygı duyuyor ve çalışmasını takdir ediyorum. bu sebeple de bunu sizlerle paylaştım. ancak maalesef sevgili arkadaşımızın beyan ettiklerinin içinde soruma bir cevap bulamadım. bu sebeple sormuş olduğum soruyu bir başka formda tekrar etmek istiyorum:

neden kara köpekleri öldürmeliyiz? allahın yarattığı her canlı mübarektir. necis de olsa bu onların yaşama haklarını ellerinden almaz. onların herbirinin ekosistemimiz içinde birer nimet hükmünde vazifeleri vardır. bu vazifeler ise onlara cenabı hak tarafından verilmiş ve herbiri onun yüce sıfatlarını tesbih hükmünde olan vazifelerdir. renkleri ve bazı özellikleri de onların bu fonksiyonlarını iptal etmez. siyah olmuş, beyaz olmuş, sarı olmuş. bizim allahın can verdiği bir mahlukun sebepsiz yere canını almaya hakkımız var mı?

bizim bu hadise itirazımız bu sebeptendi kardeşlerim.

sevgili arkadaşımız ise şu hadislerden bahsetmiş:


1.
----- spoiler -----
içinde köpek ve resim olan eve melek girmez (buhari, libas 87:1).
----- spoiler -----

2.

----- spoiler -----
“ey aişe, kıyamet günü azap bakımından en zor durumda olanlar, yaratmakta allah’a benzer olmaya çalışanlardır.”
----- spoiler -----
( valla bunun köpek konusuyla ne alakası var ben de bilmiyorum ama arkadaş örnek göstermiş diye mecbur yazıyorum)

3.
----- spoiler -----
"bana cibril (a.s) gelip şöyle dedi:
ben sana gece geldim. zira içerisinde senin olduğun evde sana gelmeme engel olan bir şey yoktu. ancak evde bir adam heykeli olduğunda, içerisinde resimler olan nakışlı örtüler olduğunda, köpek olduğunda mustesna.”
----- spoiler -----

bu hadislerin hiçbiri bize kara köpek öldürme konusundaki hakkı vermiyor.

evet, bilimsel olarak da kanıtlanmıştır ki köpek, doğru düzgün aşıları yapılmamış ve iyi bakılmamış ise hastalık ve tenya taşıyan bir canlıdır. bu sebeple bizim peygamberimizce de necis olarak nitelendirilmiş ve namaz kılınan ortamlardan uzaklaştırılması istenilmiş olabilir. bu gayet mantıklıdır.

araya bir de resim ve heykel mevzuu katmış sevgili arkadaşım. o buranın konusu olmamasına rağmen onla ilgili fikrimi de söyleyeyim. resimden kasıt ikona, heykelden kasıt da put olabilir. islamın önceki dinlerdeki gibi başkalaşmasını istemeyen peygamberi ekrem s.a.a. resim ve heykel konusunda hassas davranmış olabilir. bu da gayet mantıklıdır.

hala kara köpek öldürmeye dair mantıklı bir cevap bulamadık.

hureyre kuyuya bir taş atmış, kırk akıllı çıkaramıyoruz.

hala bizim yazdıklarımızı tenkit olarak algılayan arkadaşlar, gelin bu hadisi delil olarak kullanan bir ateiste cevap verin bakalım. verebiliyor musunuz? vallahi hakkıyla bir cevap verseniz ben de şia olmaktan vazgeçer ve sizin yolunuzdan giderim. ama tersi bir durumda bizle beraber yürümediğiniz için de sizi suçlayamam. "biz babamızdan böyle gördük" diyenlerin kuranda akibetleri malumdur.

konumuzla ilgili bir ayeti kerime ile yazımı noktamak istiyorum:

işte bunlar, allah`ın ayetleridir ki, onları sana hak olarak okuyoruz. hal böyle iken allah`tan ve onun ayetlerinden sonra hangi söze inanıyorlar? ! (casiye suresi 6)

not: peygamberin söyledikleri vahy hükmündedir o nefs ve hevasından hiçbir şey söylemez. amenna. biz hadislere değil, uydurma sözlere karşıyız.

ebu hureyre nin yalanlari

----- spoiler -----

ebu hureyre peygamber’in kendisine şunu dediğini nakleder: “ölüm meleği musa’ya gönderildi. musa’nın yanına gelince o ona vurdu. melek rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: beni ölmek istemeyen birisine gönderdin. allah musa’nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: “git ve ona elini bir öküzün üzerine koy-masını söyle. elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!” melek: “evet, rabbim. sonra ne olacak?” allah: “sonra, ölüm” dedi.”
----- spoiler -----


bu konuda risale-i nurda şöyle bir açıklama var:

----- spoiler -----
hazreti musanın (as), azraile (as) tokat vurup, gözünü çıkarması olayını nasıl anlamalıyız, bu hadisin kaynağı müslim 1843 diye geçiyor, orada göremedim?
yazar: sorularla risale, 20-12-2010hazret-i mûsâ aleyhisselâm, hazret-i azrâil aleyhisselâmın gözüne tokat vurmuş hadisinin kaynağı şu şekildedir: buharî, cenâiz: 69, enbiyâ: 31; müslim, fedâil: 157, 158; nesâî, cenâiz: 121; müsned, 2:269, 315, 351.

bu hususta üç meslek var:

birinci meslek: azrâil aleyhisselâm, herkesin ruhunu kabzeder. bir iş bir işe mâni olmaz. çünkü nuranîdir. nuranî birşey, hadsiz aynalar vasıtasıyla hadsiz yerlerde bizzat bulunabilir ve temessül eder. nuranînin temessülâtı, o nuranî zâtın hassasına mâliktir; onun aynı sayılır, gayrı değildir. güneşin aynalardaki misalleri güneşin ziya ve hararetini gösterdiği gibi, melâike gibi ruhanîlerin dahi, âlem-i misalin ayrı ayrı aynalarında misalleri, onların aynılarıdır, hassalarını gösterirler. fakat aynaların kabiliyetine göre temessül ediyorlar. nasıl ki hazret-i cebrâil aleyhisselâm, bir vakitte dıhye suretinde sahabeler içinde göründüğü dakikada, binler yerde başka suretlerde ve arş-ı âzam önünde, şarktan garba kadar geniş ve muhteşem kanatlarıyla secde ediyordu. her yerde, o yerin kabiliyetine göre temessülü varmış; bir anda binler yerde bulunuyormuş.

işte, şu mesleğe göre, kabz-ı ruh vaktinde insanın aynasına temessül eden melekü'l-mevtin insanî ve cüz'î bir misali, hazret-i mûsâ aleyhisselâm gibi bir ulü'l-azm ve celâlli ve hiddetli bir zâtın tokadına maruz olmak ve o misalî melekü'l-mevtin libası hükmündeki suret-i misaliyesindeki gözünü çıkarmak ne muhaldir, ne fevkalâdedir, ne de gayr-ı makuldür.

insanın ruh aynasında yansıyan azrail (as)’in hakiki vücudu değil, hakiki vücudun aynadaki basit bir yansımasıdır. hazreti musa (as) bu yansımadaki surete tokat attığı için, azrail (as)’in hakiki vücudundaki gözü değil, bu aynada yansıyan suretin gözünü çıkarmış oluyor. bu birinci mesleğin görüşüdür ki; risale-i nurların tarzı bu şekildedir.

ikinci meslek odur ki, hazret-i cebrâil, mikâil, azrâil gibi melâike-i izâm, birer nâzır-ı umumî hükmünde, kendi nevilerinden ve kendilerine benzer küçük tarzda aveneleri vardır. ve o muavinler, envâ-ı mahlûkata göre ayrı ayrıdırlar. sulehânın (haşiye 1 ) ervâhını kabzeden başkadır, ehl-i şekavetin ervâhını kabzeden yine başkadır. nasıl ki,

-1-

âyeti işaret ediyor ki, kabz-ı ervâh eden, taife taifedir. bu mesleğe göre, hazret-i mûsâ aleyhisselâm, hazret-i azrâil aleyhisselâma değil, belki azrâil'in bir avenesinin misalî cesedine, fıtrî celâletine ve hulkî celâdetine ve cenâb-ı hakkın yanında nazdar olmasına binaen, ona bir tokat aşk etmek gayet makuldür. haşiye2

haşiye 1: bizde "seydâ" lâkabıyla meşhur bir veliyy-i azîm, sekeratta iken, ervâh-ı evliyanın kabzına müekkel melekü'l-mevt gelmiş. seydâ, bağırarak demiş ki: "ben talebe-i ulûmu çok sevdiğim için, talebe-i ulûmun kabz-ı ervâhına müekkel, mahsus taife ruhumu kabzetsin" diye dergâh-ı ilâhiyeye rica etmiş. yanında oturanlar bu vak'aya şahit olmuşlar.

haşiye 2: hattâ memleketimizde gayet cesur bir adam, sekerat vaktinde melekü'l-mevti görmüş, demiş: "beni yatak içinde yakalıyorsun!" kalkmış, atına binmiş, kılıcını eline almış, ona meydan okumuş. merdâne, at üstünde vefat etmiş

bu mesleğe göre dört büyük meleklerden her biri bir vazifeden sorumlu bakan gibidir. bu bakanların raiyetinde binlerce memur ve vazifeli vardır. azrail de (as) insanların ruhlarını almakla sorumlu bir bakandır. emri altında sayısız vazifeli ve memuru vardır. bu vazifeli memurlar onun adına insanların ruhlarını alıyorlar. tabi bu memurlar insanların ameline göre ayrı ayrı düşüyorlar. kafirlerin ruhu için ayrı, müminlerin ruhu için ayrı vazifeli memurlar vardır. işte hazreti musa’nın (as) tokat attığı ölüm meleği, azrail (as) değil, onun bir memuru olan melektir.

üçüncü meslek: yirmi dokuzuncu sözün dördüncü esasında beyan edildiği gibi ve ehâdis-i şerifenin delâlet ettiği üzere, "bazı melâikeler var ki, kırk bin başı var. her başında kırk bin dili var (demek seksen bin gözü dahi var). herbir dilde kırk bin tesbihat var."

evet, madem melâikeler âlem-i şehadetin envâına göre müekkeldirler, âlem-i ervahta o envâın tesbihatlarını temsil ediyorlar; elbette öyle olmak lâzım gelir. çünkü, meselâ küre-i arz bir mahlûktur, cenâb-ı hakkı tesbih ediyor. değil kırk bin, belki yüz binler baş hükmünde envâları var. her nevin, yüz binler dil hükmünde efradları var, ve hâkezâ...

demek, küre-i arza müekkel meleğin kırk bin, belki yüz binler başı olmalı ve her başında da yüz binler dil olmalı, ve hâkezâ...

işte bu mesleğe binaen, hazret-i azrâil aleyhisselâmın her ferde müteveccih bir yüzü ve bakar bir gözü vardır. hazret-i mûsâ aleyhisselâmın hazret-i azrâil aleyhisselâma tokat vurması, hâşâ, azrâil aleyhisselâmın mahiyet-i asliyesine ve şekl-i hakikîsine değil ve bir tahkir değil ve adem-i kabul değil; belki vazife-i risaletin daha devamını ve bekasını arzu ettiği için, kendi eceline dikkat eden ve hizmetine sed çekmek isteyen bir göze şamar vurmuş ve vurur.

bu fikre göre de; her bir meleğin suret ve vücudu, vazifeli olduğu işin mahiyet ve kemiyetine göredir. çok büyük ve kemiyetli bir vazife ile vazifelenmiş ise; suret ve şekli de ona göre büyük ve kemiyetli oluyor. azrail (as) bir anda milyonlarca ruhu almakla mükellef olduğu için, allah, azrail’e (as), ya bu ruhlar adedince misali göz ve teveccüh vermiştir. işte hazreti musa (as)’in tokat attığı göz, azrail (as)’in hakiki gözü ve sureti değil, misali gözlerinden bir tanesidir.
----- spoiler -----

öncelikle şunu söyleyeyim. bence islam insanın akıl ve vicdan terazisiyle tartarak kabul ettiği hak yoldur. bu nedenle de kesinlikle bir mantık ve felsefe dinidir.

hertürlü görüşe, her türlü yoruma ve bunlar için hayatları boyunca çaba sarfeden alimlere kesinlkle saygımız var ( meğer ki ulema i suu dan olmasınlar, toplumun belli bir kısmına şakşakçılık için yönlü vaazlar vermesinler)

burada said nursi meseleyi güzel bir dille izah etmiş. bu meselede anlatılana da bir itirazımız yoktur.

evet azrail aleyhisselam gibi büyük bir meleğe cenabı hakkın verdiği güç tabi ki de bizim idrakımızın fevkindedir. biz burada tokat atınca gözü çıkar mı veyahut da o gerçekten azrail a.s. mıydı diye sormadık ve sormuyoruz. bizim sorduğumuz soru şudur:

* koskoca hz musa a.s. neden "ölmek istemeyen bir kul" sıfatına layık görülüyor?

oysa ki allahın ulul azm peygamberlerinden hz musa a.s. ölüm kapısına geldiğinde onu sevinerek karşılar ve canını seve seve teslim eder. neticede bu da bir emirdir ve emri yerine getirmek de gerçek bir kula inanılmaz haz veren birşeydir. muhabbetullahtan ileri gelir bu.

* peki diyelim ki, musa a.s. ın dünyada gerçekleştirmek istediği bazı işler olması sebebiyle peygamberlik vazifesi gereği dünyada kalmak istediğini düşünelim.
(ki bu onu "ölmek istemeyen bir kul" sınıfına sokmaz) o halde, koskoca peygamberin şanına bir hakaret değil midir azrail a.s. gibi mübarek bir meleğin kendisine ya da kendisinden yansımış bir nura veyahut da onu temsil eden bir meleğe tokat attığı iddiası?

çıkardığı göz ister hakiki göz olsun ister "misali" bir göz olsun, bu sıradan birinin gözü değildir. örneğin, istanbulun belediye başkanı emri altındaki tabiri caizse posta niteliğindeki memurlarından birini kendi emrinde çalışan vazifeli ve makam sahibi bir memura gönderip ondan bir emrini yerine getirmesini istiyor. o vazifeli memur ise belediye başkanının kendisine gösterdiği memur arkadaşının yüzüne bir tokat atıyor. şimdi bu tokat aslında memura mı atıldı, yoksa belediye başkanına mı atıldı?
gelelim hakiki meseleye. demek musa a.s. böyle bir tokatı atmaz.


size dürüstçe bu hadis hakkında ne düşündüğümü söyleyeyim. bence bu hadis, cahiliye dönemindeki yahudilerin uydurma hikayelerinden alınıp, sanki peygamberin s.a.a. anlattığı bir hikayeymiş gibi nakledilmiş bir hadistir.

uyanın arkadaşlar! koskoca hanefi mezhebinin kurucusu ebu hanefe bile sadece 5 hadisi kabul ettiğini söylüyor. o da mı muannid? bana kızıp, ebu hureyreyi savunmaya çalışan arkadaşlar oldu. eğer ebu hureyreye inanıyorsan, o zaman kuranın bir ayetini keçinin yediğine de inanacaksın arkadaş! bu halde de bu yalanı gözgöre göre kabul ettikleri için onlara "allah seni ebu hureyreyle beraber haşretsin" demekten başka çarem kalmadı. yalnız dikkat edin haa! kuranın bir ayetinin bile eksik veya değiştirilmiş olduğunu kabul ederseniz imanın şartlarından birini de iptal etmiş olursunuz. bu halde de (mahfezallah) durumunuz çok tehlikeli bir hal alır. tehtitkar bir ifadeye benzediğinin farkındayım ancak amacım tenkit etmek değil, sadece durumun vehametini gözler önüne sermekti.

hakkı bulmak tek amacımız. biri daha doğru olanı anlatır ve mantığımız kabul ederse biz de onun yolundan gideriz ve allah da şahit ki biz, bize söylenen hiçbir şeyi kulak arkası etmiyoruz. hatta söylediklerimizin hepsi ehli sünnet kaynaklarından alıntıdır.

ebu hureyre nin yalanlari

olaylara "dikiz aynasından" değil; düz bir açıdan bakmak lazım.

allahı bulutun içinde tasfir edip alçaltan, musa aleyhisselamı ölüm meleğine tokat atan bir surette tasfir edip alçaltan bir adamdan bahsediyoruz. bunların hiçbirini alçaltmaya muktedir degildir o. her kim onlar için en ufak bir alçaltıcı söylemde bulunsa ancak kendini alçaltır. bu bir gerçektir.

hadislerin senedine bakın, kaynağına bakın. biz dübürden uydurmuyoruz bunları. kendi kitaplarımızdan da söylemiyoruz. söylediklerimizin hepsi ehli sünnet kaynaklarıdır. amacımız kimseyi tenkit etmek değil aksine hak yolu arayıp bulmaktır. kalbimizdekileri allah biliyor.

ebu hureyre nin yalanlari

öncelikle bu başlığı açmaktaki amacımın ehli sünnet kardeşlerimi tenkit etmek değil; yalancıların maskesini düşürmek ve islamiyetin saf temiz (gerçek yüzünü ) inşallah görmek için (bu aciz kulun elinden geldiği kadar) yardımcı olmaya çalışmak olduğunu belirtmek isterim.

kardeşlerim,

bir adam düşünün ki o adam, peygamber i ekremin s.a.a. yanında sadece 1 yıl 9 ay kalmasına rağmen ondan 5374 adet hadis nakletmiş olsun. bu adedin çocukluğundan bu yana hz peygamberin s.a.a. yanında bulunan hz alinin 50 hadislik naklinden yüz defa çok olması size garip gelmez miydi ?

bir adam düşünün ki o adama hz ayşe " ben peygamberin hanımı olduğum halde ondan bu kadar hadis nakledemiyorum. sen bu hadisleri nereden buluyorsun?" demiş olsun.

bununla birlikte aynı adamın naklettiği hadisler kab ül ahbarın naklettiği hadislerle muazzam derecede benzerlik taşıyor olsun.

siz bu adama inanır mıydınız?

bu adamın adı ebu hureyredir. kedilerin babası...

kedinin fıtratını ise hepimiz biliriz.

bizim haksız yakıştırmalarda bulunduğumuzu iddia eden arkadaşlara ehli sünnet kaynaklarından ebu hureyreden nakledilen bazı hadisleri ortaya koyarak cevap vermek istiyorum.

1. ebu hureyre peygamber’in kendisine şunu dediğini nakleder: “ölüm meleği musa’ya gönderildi. musa’nın yanına gelince o ona vurdu. melek rabbinin yanına döndü ve şöyle dedi: beni ölmek istemeyen birisine gönderdin. allah musa’nın kör ettiği meleğe gözlerini verdi ve şöyle dedi: “git ve ona elini bir öküzün üzerine koy-masını söyle. elinin kapladığı yerdeki kıl sayısınca ona yıl olarak ömür verildi!” melek: “evet, rabbim. sonra ne olacak?” allah: “sonra, ölüm” dedi.”

sizce de allahın ulul azm peygamberlerinden makamı kelimelerle, şiirlerle, destanlarla tarif edilemeyecek ( dünya sözünün onu anlatmaya kifayet etmediği) koskoca hz musanın a.s. ölmemek icin azrail a.s. ın gözünü çıkarması saçma değil mi? bu düpedüz allahın peygamberine hakaret değil midir?

buharideki musa aleyhisselamı küçük düşüren hadisler bu kadarla da kalmıyor. ben-i israilin karşısına ( tövbe estağrirullah) çıplak çıkması ile ilgili hadis mesela. ( maalesef okuyup çok teessüplenmeme rağmen hadisin tam metnini ve senedini hatırlayamadığım için yazamadım )

2. "yer yüzü baligin sirtindadir.cennete girecekler ilk

olarak bu balığın cigerinden yiyecektir"

kaynak: buhari 3/51

bilmiyorum bunu islam peygamberinin s.a.a. söylemiş olamayacağına dair bir açıklama yapmama gerek var mı... bu islamdan çok arapların eski dinlerini andıran bir ifadedir. yalan olduğunu anlamak için de astronomi ve uzay bilimleri profesörü olmaya gerek yoktur.

yüzyıllardır alimler böyle saçma hadisleri açıklamak için çaba sarfediyorlar. eski günlerimde olsaydım ( yani caferiliği seçmemiş olduğum günlerimde) ben bu hadisi şöyle açıklardım: " o hadisin söylenildiği dönemde dünya balık burcunu oluşturan takım yıldızlarının etkisinde olduğu için balığın sırtında olarak tarif edilmiş ve balığın ciğeri diye tarif edilen kısım ise belki de cennete giden kozmik yol içinde bir solucan deliğini tasfir ediyor " kağıdı kalemi al ey atalarının yolundan gitmekte ısrar eden kardeşim. böyle bir açıklamayı senin güvendiğin o alimlerden çoğu yapamaz. hala gitmekte olduğun yolda devam etmek istiyorsan bunu böyle açıklarsın ama bunun kendini avutmaktan başka birşey olmadığını bil. adam düpedüz balık diyor, balığın ciğeri diyor çünkü. eski adetim ve melekemle bu hadisi açıkladım sana sadece. inanman için ( kendim inanmasam da ) bir kapı açtım sana, sen de (inanmak istediğin için) inandın hureyrenin yalanlarına...

bu işler böyle yürür kardeşler. bir deli bir kuyuya taş atar, kırk akıllı çıkaramaz. çözüm nedir peki? çözüm deliyi ortadan kaldırmaktır pek tabiki...

3. "peygamber`e allah`in yerleri ve gögü yaratmadan önce nerede oldugu soruldu,peygamber;"bir bulut icerisinde idi,üstü hava,alti hava idi."dedi

kaynak: hanbel 4/11

tövbe haşa! allah, bütün eksikliklerden münezzeh, saf, pak ve gücü herşeye yetendir. allahı bulut içine sokmak da nedir !? sübhanallah ! allahı bütün eksikliklerden tenzih ederim. bu apaçık bir yalandır ! yalanı peygamberin ağzıyla söyleyen ise haindir ve hainin hükmü bellidir.

( her kim benim ağzımdan yalan söylerse, cehennem ateşinde yerini hazırlasın)

4. her kim kuranın ayetlerinden birini bile inkar etse veyahut kuranın değiştirilmiş ya da eksik olduğunu iddia etse kafirdir.

bunda mutabık mıyız sevgili kardeşlerim?

mutabıkız dediğinizi duyar gibi oluyorum, siz benim şizofrenime verin onu. ( gülücükler)

peki o zaman, şu hadise bakın:

"zina yapan evlilerin taslanarak öldürülmelerini emreden ayet aise`nin döseginin altindaki sayfada yazili bulunuyordu.
peygamber ölünce aise onun gömülme islemleri ile mesgulken,evin acik kapisindan iceri giren bir keci o sayfayi yedi.böylece taslayarak öldürme cezasi
kuran`dan cikti.ama hükmü devam ediyor."

kaynak:

ibni mace 36/194
hanbel 3/61/5/131

allah kuranda bu kitap değişmeyecek diyor, hureyre ise ayeti keçi yedi diyor! bu hadis ise ateistleirin, gayrı müslimlerin ağzına sakız oluyor. deli yine kuyuya taş atıyor, siz de soruyorsunuz "onlara neden beddua okuyorsunuz" diye. bulsak sıkacaz ümüğünü arkadaş ! adam yüzyıllar önce ölmüş ne yapalım? anca beddua okuyoruz işte. " allahın laneti zalimlerin üzerine olsun" bu apaçık bir zulumdür.

neyse ki kuranı ezberinde harfi harfine tutan bir hz. ali a.s. vardı ki, 3. halife osman bin affan kuranı toplattırdığında kendi hafızasından yazdığı ( tam ve sırasına göre kuran) ile osman ibni affanın topladığı kuran arasında karşılaştırma yapıp harfi harfine doğru olduğunu tasdik etti. işte allahın hafızül kuran olanlara verdiği makamın hikmetlerinden biri de hz ali'dir ki o, kuranın değişmemiş olduğunun en büyük garantörüdür. allah o mübarekten yüz binlerce defa razı olsun !!! biz ona boşuna emir el müminin demiyoruz. işte delinin kuyuya attığı taşı çıkaramayan kırk akıllının yardımına gelen esedullah! o ki, hendekte vurduğu bir kılıç darbesi kıyamete kadar bütün ins ve cinnin ibadetinden üstün olan. o ki, ilmin şehrinin kapısı (ve şehire kapıdan girerler).

ve sen ey allahı tefekkür eden mümin kardeşim! ister hanefi ol, ister şafi, ister hanbeli, ister maliki. sen allahı bütün eksikliklerden münezzeh ve sözüne sadık, herşey idaresinde olup, herşeyi bilen, herşeyi yapmaya kadir, hesap gününün sahibi, rahman ve rahim, ilmin sahibi, kalplerde gizli olanı bilen, herşeyi işiten ve bilen ve daha nice sıfatlarıyla bilmez ve tanımaz mısın?

o halde neden allahı bir bulutun içine ( tövbe haşa) sokan bir şarlatana inanıyorsun?

5. "ureyne ve ukeyle kabilesinden bir gurup medineye gelerek

müslüman oldu.medinenin havasi onlara dokununca peygamber onlara deve sidigi icmelerini ögütledi.adamlar develeri dagittilar ve cobani öldürdüler.

peygamber onlari yakalatti,

ellerini ve ayaklarini kesti,

gözlerini oydu,cölde susuz ölüme terk etti.biz onlara su vermek isteyince,peygamber biziengelledi."

hadisin kaynağı: buhari cilt 5
hanbel 3/107/163

ben bu hadise yorum bile yapmam arkadaş ! deve çişini içmeyi salık veren bir peygamber tasviri. tövbe estağfirullah. bakın ve görün ! işkencecilik ! hurafe ! peygamber i ekreme, insanların en üstünü, alemin nuru, biricik sevgiliye ne iftiralar atılıyor! yorumu siz kendiniz yapın.

6. “tüm kara köpekleri öldürünüz. çünkü onlar şeytandır.”

kaynak: hanbeli 4/85,5/54

bu hadisi gördükten sonra ebu hureyre adını " ebu hurafe" olarak telaffuz etme kararı aldım sevgili kardeşlerim.
allahın yarattığı her mahluk onun yüce sanatının bir işareti, bir tefekkür konusu, muazzam sanatının bir işareti, ders ve ibret alınası birer şaheserdir. kara köpekleri öldürmek de ne oluyor? allahın yarattığı herhangi bir yaratığa biz müslümanların bırak sebepsiz yere öldürmek, bir zarar bile vermemiz mümkün müdür? "peygamberin söyledikleri vahy hükmündedir. o nefs ve hevasından birşey söylemez" bunu bize diyen cenabı haktır. o halde bu sözün yalan olduğunu izah etmeye gerek bile yoktur.

doymayanlara daha fazla örnekler de getirilir. varsın, kimileri bize " ebu hureyrenin hadislerini reddeden islam şeriatinin yarısını reddeder" desin. allah bizim kalbimizdekileri biliyor. biz onu pak, hertürlü eksikliklerden münezzeh, yüce, ilimin sahibi, hesap gününün sahibi, kahhar, rahman, rahim, melik, kuddüs, eman, halik, cebbar ve sayılabilecek bütün güzel sıfatların sahibi olarak biliyor ve tanıyoruz. şimdi hureyrenin yalanlarına inanlar inanmakta serbesttirler. ama hakkı arayan kardeşlerimize bir sözüm var. buyrun gelin, bakın caferi mezhebi nasıl tarif ediyor cenabı hakkı. sadece bakın. bu kadar sözümün hiçbiri kendi kitaplarımızdan değildi. biharül envara bakın miznül hikmete bakın cenabı hakkın keremi nasıl tasvir edilmiş. vallahi ben yalan söylüyor ve sizleri aldatmak için çaba sarfediyoram allah beni türlü türlü azaplara düçar eder ve ben bundan korkarım. tek amacım sizlere doğru bildiğimi anlatmak ama yine de hureyrenin anlattıklarını seçerseniz kıyamette onunla birlikte haşrolunacağınızı hatırlatmaktan başka çarem yok.

başınızı ağrıttığım için özür diliyor ve sizlerden helallik istiyorum. allah hadidir, isteyene hidayet verir diyorum.

edit: eksileyen elleriniz dert görmesin. ben mükafatı sizden değil, cenabı haktan bekliyorum. açık bir yaraya oksijenli su dökünce nasıl yanarsa öyle yanıyor sizin yaralarınız. kaynakları okuyup araştırdıkça beni anlayacaksınız.

muta nikahinda pazarlik yapmak

muta nikahı ile ilgili kaynakları ve bunun ruhsatının nereden kaynaklandığını burada yazmıştım. tekrar ederek görüntü kirliliğine neden olmak istemiyorum. merak eden arkadaşlar ilgili linke bakabilirler, soruları varsa yöneltebilirler.

#2272677

muta nikahındaki pazarlık yani nisa suresi 29. ayette geçen çiftin arasındaki anlaşma mevzuu ise hem daimi hem de geçici nikahı kapsayan bir ifadedir ki, bunu yalnız mihriye konusunda anlaşma olarak değil, talak hakkı, birden fazla eşe izin verme gibi haklar üzerine konuşup anlaşma olarak da anlamak lazımdır.

evlilik bir akittir neticede. tabi ki taraflar şartlar üzerinde anlaşacak ve razı kalacaklardır.

ilgili linkte senetleriyle açıklandığı üzere, muta kesinlikle haram değil, allahın helal kıldığı ve kıyamete kadar da helal olarak kalacak bir hak ve bir kolaylıktır.

bilmeden ve kanıt göstermeden konuşanlara da yazıklar olsun. eğer gerçekten haram olduğunu söyleyenler varsa çıkarsın ilgili hadis ve ayetleri getirsin, ayrıntısına inelim. kim haklı kim değil görelim. gerçi linkteki açıklamalar kifayet eder kanaatindeyim ancak doymayanlar için başka güzel kanıtlarımız da var. hepsi de ehli sünnet kaynaklarından alınmıştır. kurandan sonra en geçerli sayılan kitaplardan yani...

siilerin islam disi uygulamalari

örneğin muta nikahı toplum arasında yaygınca bilinen ve tenkit edilen bir uygulamadır. oysa ki kuran'da muta hakkında açık aşikar bir ayet de vardır.

----- spoiler -----
sahip olduğunuz cariyeler müstesna evli kadınlar (ile evlenmeniz) da haram kılınmıştır. allah'ın farz kıldığı hükümlere bağlı kalın. bunun dışında kalanı iffetli olmak, zina etmemek üzere mallarınızla aramanız size helâl kılındı. o hâlde, ne zaman onlarla muta nikâhı yaptınızsa, (ona karşılık kesilen) ücretlerini bir farz olarak (kararlaştırılmış şekilde) verin. mehir kesiminden sonra, (ücret veya süre hususunda) karşılıklı anlaşmanızda size bir günah yoktur. allah, hiç şüphesiz bilendir, hikmet sahibidir.

(nisa suresi 29. ayet)
----- spoiler -----

buradaki çevirinin taraflı olduğunu iddia eden arkadaşların seslerini duyar gibiyim. lafz olarak çok ayrıntıya girip konuyu dağıtmak ve kafa karıştırıcı bir hale getirmek istemiyorum. ayette muta nikahı yaptığınız kadınlar olarak bir ifade yoktur ancak " geçici olarak yararlandığınız (evlendiğiniz) kadınlar" anlamında bir ifade vardır. bu sebeple geçici olarak yararlanılan kadınlar= muta nikanlı kadınlar anlamında çevrilmiştir. yani aslında tefsir doğru bir tefsirdir. çok ayrınlı açıklama istiyen arkadaşlara güvercin paşazade aracılığıyla ayrıntılı cevap verilebilir.

parantez içinde şunu da söylemek lazım ki bizim muta nikahından kastımız, sözde mollaların bir gecelik nikah kıydıkları fuhuş evlerindeki muta nikahı değildir. muta nikahının yapılacağı hanımefendinin ailesinden ayrı yaşayan ekonomik özgürlüğü olan bir hanımefendi olması muta nikahında esastır. yani bekar bir hanımefendiyle ya da eşinden ayrılıp ailesiyle yaşamaya başlamış biriyle evlenmek için ailesinin iznini alarak daimi bir şekilde evlenmek gerekir. çünkü siz onunla bu şekilde nikah kıyarsanız o yine bu işin sonunda ortada kalacaktır. bu ise o kadına yazıktır, günahtır. kısaca bizim mantık evliliği diye adlandırdığımız olay muta nikahıdır diyebiliriz.

şimdi yine içinizden "peygamber s.a.a. muta nikahını hayberin fethinden sonra yasakladı" diyenler çıkacak. hemen onun da cevaplarını verelim:

1. bu hadisin doğruluğunu anlamak için ilk olarak kuranla karşılaştırmalıyız. ( bunu böyle yapmamızı efendimiz s.a.a. emretmişti ) ayet geçici nikahlı olduğunuz hanımların mihriyesini verin diyor. yani muta nikahı var diyor, hadis ise yok diyorsa o zaman ayete itibar etmeliyiz.

2. sonradan gelen başka bir ayet tarafından hükümsüz kılınan ayetler vardır evet. en meşhurlarından biri kıblenin kudusten kabeye taraf çevrilmesiyle ilgili olandır.
ancak muta hakkında (mutayı nehyeden) böyle bir ayet inmemiştir. bir ayetin hükmünü ise ancak başka bir ayet nehyedebilir.

( dip not olarak söyleyeyim: "peygamberin söyledikleri vahy hükmündedir. o nefs ve hevasına göre birşey söylemez" amenna ve saddakna. biz peygamberin söylediklerini yok saymıyoruz. ancak maalesef o kadar yalan hadis var ki, bunları kuranla karşılaştırıp tartmak zorundayız. )

3. meselenin aksini iddia eden hadislerde çoktur:


----- spoiler -----
3.1. tefsir-ul kurtubi'de ömer'in bir hutbesinde şöyle dediği yer alır: "iki mut’a var ki, bunlar peygamber zamanında serbestti. fakat ben onları yasaklıyor ve yapanları cezalandırırım. bunlar mut’a-i hac ve mut’a-i nisâdır." (c.2, s.392)

3.2. taberi'nin "müstebin" adlı eserinden ömer'in şöyle dediği nakledilir: "üç şey resulullah'ın (s.a.a) döneminde uygulanıyordu; ancak ben onları haram kılıyor ve yapanları cezalandırırım. bunlar: mut’a-i hac, mut'a-i nisâ ve ezanda 'hayye alâ hayr-il amel' denilmesidir."

3.3. tarih-i taberi'de imrân b. sevade'den şöyle nakledilir: "sabah namazını ömer'in arkasında kıldım. subhane (isrâ suresi) ile bir sure daha okudu. sonra namazdan kalktı. ben de onunla birlikte kalktım. 'bir isteğin mi var' dedi. 'evet, bir isteğim var' dedim. 'peşimden gel' dedi. peşinden gittim. içeriye girince beni de içeri aldı. yüzü olmayan bir tahta ve sedirin üzerine oturdu. 'sana nasihat etmeye geldim' dedim. 'sabah gelsin, akşam gelsin, nasihate gelen hoş geldi' dedi. 'halk seni dört konuda ayıplıyor' dedim. elindeki sopanın baş tarafını çenesine ve alt ucunu dizlerine dayayarak: 'haydi söyle' dedi. 'söylediklerine göre, hac aylarında umre yapmayı yasakladın. bunu (yasağı) ne peygamber (s.a.a), ne de ebu bekir (r.a) yapmadı. bu helâldir.' dedim. bana şu karşılığı verdi: 'acaba helâl midir? eğer insanlar hac aylarında umre yaparlarsa, onu haccın yerine geçmiş görürler. o zaman mekke, civcivi dışarı çıkmış yumurta kabuğu gibi boş kalır. insanlar hacdan geri kalırlar. oysa hac allah'ın bağışladığı bir değerdir. benim kararım doğrudur.'

kendisine 'söylendiğine göre, mut’a nikâhını yasakladın. oysa allah'ın bağışladığı bir kolaylıktı. bir avuç karşılığında kadınlardan yararlanıyor, sonra onlardan ayrılıyorduk.' dedim. bana şöyle dedi: 'peygamber mut’a evliliğini zaruret döneminde serbest bıraktı. sonra insanlar genişliğe kavuştular. sonra baktım ki, bu evliliği bir kere yapan müslüman tekrar yapıyor. şimdi isteyen bir avuç karşılığında evlenir, sonra da boşamak suretiyle ayrılır. benim kararım doğrudur.'

kendisine 'hamile bir cariyenin doğum yapar yapmaz azat olacağına, ayrıca efendisinin azat etmesine gerek kalmayacağına karar verdin.' dedim. bana 'doğan çocuğun hürmetine (ki azattır) annesinin hürmetini ekledim. sadece hayır yapmak istedim. eğer yanlış karar verdim ise allah'tan af diliyorum' dedi. kendisine 'halk senin sertliğinden şikâyetçidir' dedim. dayandığı sopayı kaldırıp ucuna kadar sıvazladıktan sonra şöyle dedi: "ben muhammed'in (s.a.a) arkadaşı idim. -karkarat-ül keder seferinde onun yanı başında idi.- vallahi, ben devesi tam suya kansın diye onu serbest bırakan bir çoban gibiyim. yoldan sapanları yola döndürürüm. mütecavizlere hadlerini bildiririm. onları elimden geldiği kadar terbiye eder, elimden geldiğince yola getiririm. çok bağırır-çağırırım, ama az vururum. sopamı kaldırırım, ama elimle vururum. eğer başka türlü davranırsam ipin ucunu kaçırır, halkı ihmal etmiş olurum."
----- spoiler -----

bu kaynakların hepsi güvenilir ve herkesin kabul ettiği kaynaklardır. diğer tarafta peygamber efendimizin s.a.a. mutayı muhtelif yerlerde ve tarihlerde yasakladığına dair bir takım hadisler var, diğer tarafta da mutayı ömer ibni hattabın yasakladığına dair hadisler... mesele muallakta kalıyor yani. peki ne yapalım? yine biz değişmediğine kani olduğumuz yegane kaynağa yani kuran ı kerime bakalım. orada geçici olarak evli olduğunuz kadınların mihriyesini verin diyor. demek ki muta varmış, demek ki muta helalmiş....